İki haftada bir tekrarlanan Istanbul seferlerimin bu defaki nedeni Fiat'ın PuntoEvo'yu denemek üzere davet etmiş olmasıydı. PuntoEvo ile ilgili yazıyı yazmak için oturmuşken blogun başına, önce bu seferi şenlendiren birkaç ismi anmak istedim. Arabayı henüz almışken ilk iş aylardır bir türlü buluşma fırsatı bulamadığımız Gül Fatma Koz'u ziyaret etmek oldu. Sarayda çay ve keyifli bir sohbet eşliğinde yol yorgunluğunu attım üzerimden. Saraydan ayrıldıktan sonra Murat Kaya ile Taksim'de buluştuk ve Onur Yüksel katıldı bize. Karlı bir buluşma oldu, nedenini Onur açıklayacaktır gelecekte bir gün :))
Akşam yemeğini yine uzun zamandır görmediğim bir başka arkadaşımla yedim, sabah kahvaltısında da bana eşlik etti. Cuma günü akşamı yine Murat Kaya ve bu defa Burcu Sarar'la buluştuk. Sonrasında İstanbul, yağmurla, cuma akşamı köprü trafiğiyle alıkoydu beni tam 2 saat. Böylece Burcu'ya "yo yo yo ben düz vites kullanmayı seviyorum" şeklinde verdiğim beyanatım titreyen sol bacağımın altında kaldı. Devletşah ve Barış kapıda plaketle karşıladılar bu çetin şartlara rağmen eve varabildiğim için :)
Nefis bir ziyafet sonrası geceyi KungFu Panda ile kapattık. Ertesi gün dönmek konusunda kararlıydım lakin cumartesi, İstanbul'u beyaza boyayan kar, Devletşah ve Barış'la iş birliği yapınca o günü de sıcacık evlerinde geçirmek en iyi fikir oldu. Dışarıda kar ve soğuk olunca en keyifli tercih elbette film izlemek oldu. Birbirinden güzel 3 film izledik, neredeyse arka arkaya. Barış'ın tanımlamasıyla; "Yalnız ve tanınmamış müzisyen filmleri" üçlemesi yaptık: Les choristes, La leggenda del pianista sull'oceano, Tous les matins du monde. Sabah kahvaltısıyla başlayan yeme faslı gece yarısı kestane kebap ve salep sefasına kadar sürdü, böylece bütün günü süsleşen bu görsel işitsel keyif, şahane lezzetlerle taçlanmış oldu. Bu harika hafta sonu için Devletşah ve Barış'a ayrıca teşekkürler, seyehat sırası onlarda.
Şimdi, güzel anılara dönüşen bu haftasonunun yazısını yazarken bir yandan da filmlerin müziklerini dinliyorum. Sizinle de Les Choristes soundtrack'inden 3 parçayı paylaşıyorum. Keyifli dinlemeler, iyi bir hafta dilerim. (Paylaşacağım, blogspot'a yüklemeyi öğrenir öğrenmez.)
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Ocak 2010 Pazar
9 Ocak 2009 Cuma
istanbulu cumle icinde kullandım-I
Uzun, yogun ve henuz bitmemis olan bir calisma doneminin sonuna yaklasirken, yine ayni calisma ugruna istanbula gittim. Yilbasinin hemen ertesi günü, Eskisehirden 02.20'da hareket edecek olan Fatih Ekspresine aldım internet biletimi. Randevularımı ayarladım. Arkadaş buluşmalarının bir bölümünü de. Aylar sonra kavuşacak olmanın heyecanı ile hazır ettim çantamı. Gecenin o saatinde sevgili arkadaşım Alper, beni gara bıraktı -herşey yolunda gidiyor-muş gibi görünüyor evet- ancak bir gar dolusu yolcu birkaç saniye içinde "ankara'dan haydarpaşa yönüne giden fatih ekspresi teknik bir arıza nedeniyle, saat 04.30 da garımızda olacaktır" anonsu ile derin bir uğultuda kayboldu.
04.30'da trene bindiğimizde dışarıdaki -19° lik soğuktan olsa gerek yarı uyur vaziyetteydim. Hatta o kadar ki tren hareket etmeden uykuya dalmıştım bile. Böyle yorucu bir yolculuktan sonra sabah 10'da istanbuldaydık. Evet Levent'teki ilk randevunun saatinde, biz Haydarpaşa'ya varmıştık. Allahtan trenden aradığımda Alpalsan Baloğlu oldukça anlayışlı davranarak randevu saatimizi esnetme inceliğinde bulundu. Saat 11.00'de, 2008 yılında "dünyanın en iyi matbaası" ödülünü alan A4 ofsetin ofisine varmayı başarmıştık. Hoş bir sohbetten ve ayılmak için içilen güzel bir çayın ardından Alpaslan bey kameranın önüne geçti ve sanki defalarca provasını yapmışız da bu çekim de onlardan biriymişcesine rahat ve doğal bir şekilde sorularımı yanıtladı. Büyük bir heyecanla ve konunun farklı açılımlarını da atlamadan. Kendisini dinlemek büyük bir keyifti doğrusu. (çekim görüntüsü eklenecek) Çekimden sonra Alpaslan bey bizi bırakmadı, artık öğlen yemeği vakti de geldiğinden ofisin yemekhanesine davet etti. Çeşit çeşit otlardan minik tadımlıklar ve memleket meseleleri, tasarım sorunları, matbaalar, gelişen üretim teknolojileri konulu konsantre sohbetimiz eşliğinde, alelacele yemeğimizi yedik ve kendisine teşekkür ederek ayrıldık.
04.30'da trene bindiğimizde dışarıdaki -19° lik soğuktan olsa gerek yarı uyur vaziyetteydim. Hatta o kadar ki tren hareket etmeden uykuya dalmıştım bile. Böyle yorucu bir yolculuktan sonra sabah 10'da istanbuldaydık. Evet Levent'teki ilk randevunun saatinde, biz Haydarpaşa'ya varmıştık. Allahtan trenden aradığımda Alpalsan Baloğlu oldukça anlayışlı davranarak randevu saatimizi esnetme inceliğinde bulundu. Saat 11.00'de, 2008 yılında "dünyanın en iyi matbaası" ödülünü alan A4 ofsetin ofisine varmayı başarmıştık. Hoş bir sohbetten ve ayılmak için içilen güzel bir çayın ardından Alpaslan bey kameranın önüne geçti ve sanki defalarca provasını yapmışız da bu çekim de onlardan biriymişcesine rahat ve doğal bir şekilde sorularımı yanıtladı. Büyük bir heyecanla ve konunun farklı açılımlarını da atlamadan. Kendisini dinlemek büyük bir keyifti doğrusu. (çekim görüntüsü eklenecek) Çekimden sonra Alpaslan bey bizi bırakmadı, artık öğlen yemeği vakti de geldiğinden ofisin yemekhanesine davet etti. Çeşit çeşit otlardan minik tadımlıklar ve memleket meseleleri, tasarım sorunları, matbaalar, gelişen üretim teknolojileri konulu konsantre sohbetimiz eşliğinde, alelacele yemeğimizi yedik ve kendisine teşekkür ederek ayrıldık.
-- sürecek--
şimdi ofisi "deniz ürünleri gecesi"ne yemeğe götürmem gerek :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)